Eğitim Margosyan ustayı 4. yılında anıyoruz Mıgırdiç Margosyan bir kimlik ve simgesel kişilikti. Diyarbakır Kitap Fuarı’na her geldiğinde en fazla kuyruğu, O’nun yer aldığı Aras Yayınevi standının önünde görürdünüz. Çünkü o, bu kentteki kimliğini gizlemek zorunda kalmış şahsiyetlerin… Hakan Kaplan 6 Nisan 2026 Edebiyatın şehir hatırlı büyük ustasının öte yakaya göçüşünün üzerinden dört yıl geçti. 2022 yılının nisan başında kaybetmiştik kendisini. Her yıl yaptığımız gibi yine şehrinde anıyoruz üstadı. Mezarı başında memleket (Heredan) toprağını üzerine serperken her yıl anacağız seni ve hatıralarını demiştim. İşte onu yine yapıyoruz. Yaşıyorken kendisine bir şiirimi ithaf ederek demiştim ki; her gidiş yitiştir “vakitlerden bir vakit, gitmiştiniz bu diyardan, mahzun” gittin şimdi dönmek telaşındasın velâkin her gidiş dönüşün hüznüne gebe bir şarkı vardı anımsarsın hani Diyarbekir şad kar derdi ya! Diyarbekir’i sorarsan şad akmıyor artık senin bildiğin şehir şadumandı şarkının sözlerindeki nağmelerde kaldı Hançepek demiştin ya boşuna arama gavuru gitmiş mahallesi kalmış (mı) Marangoz Xaço vardı bir zamanlar sen iyi bilirdin hah tamam işte aynen o şimdilerde yok oysa ne de güzel ipek böcekçiliği yapardı Suriçi’ndeki evinin avlusunda mor menevşe mooor diye bağıranların gölgelerinde soluklandıkları hercai menekşelerin sırdaşı dutlara da kıydılar usta kozalar örülmeyen bu şehirde böcek de kalmadı ipek de kına yaksınlar münasip yerlerine Balıkçılarbaşı’ndaki Daşçılar Kahvesi’nin yerinde yeller es(m)iyor ne taş kaldı bu şehrin teşkalesinde ne de taşı nakış gibi işleyen Ermeni, Süryani ustalar ‘eskiler alıram’ nidalı ünlemelerinin ses verdiği Daracık küçelerin sakinleri Moşeler gidince İğneli beşik muhabbeti de bitti karışacak Moşê de kalmadı bu şehirde sürdüler telkâri ustası kadim kardeş Süryanileri sonra da “mehlemız doli Süryani” dediler yalan… külliyen yalan usta mahlemizde yok Süryani Süryanisiz anadan üryan bu memleket şimdilerde… gidenlerin ardından “iyi ki gittiler” diyenler timsah gözyaşı döküyor bugün haberin var mı? sen yine de bil öyle gel usta giderken melül mahzun bıraktıkların dönüşünde yok artık bilesin sana kalan bir tutam hüzün bolca gözyaşı bir de giderken ardında bıraktıklarını bulamamaktır… Mıgırdiç Margosyan henüz 15 yaşında ve Diyarbakır’da ortaokul öğrencisi olduğu 1953 yılında, Anadolu ve Mezopotamya topraklarındaki diğer Ermeni çocuklarla birlikte bir Ermeni papaz tarafından anadilini öğrensin diye İstanbul’a götürülür. Annesi ve babası ‘Sen de git oğlum’ der. Kendi anadilini öğrenmek ve Ermenice eğitim görmek için İstanbul’a gidiyor. Düşünün 15 yaşında bir çocuk olarak gidiyor ve sonra Diyarbakır’la olan bağı aslında fiili olarak kopuyor, sadece yaz tatillerinde gelip gidiyor. 1960’lı yıllardan sonra ise, 90’lı yılların ortalarına kadar hemen hiç gelmiyor şehre. Fakat 1988 yılında önce Ermenice sonra da “bebekusun kitapları”nda yayımlanan ‘Gavur Mahallesi’ kitabı ile öyle bir edebiyat yaratıyor ki, sanki hiç Diyarbakır’dan ayrılmamış gibi… Sadece Diyarbakır’daki Ermeni toplumunun hikâyelerini değil, Ermenilerle ilişki halinde ve şehrin sakinleri olan Kürtler ve diğer tebaayla olan bağı 15 yaşındaki bir çocuğun hafızasına nakşolunan metinler üzerinden adeta yeniden yaşayarak yazıyor. Bu, aslında bir anlamıyla tıkanan adeta kesintiye uğrayan Ermeni taşra edebiyatının İstanbul’daki Amira Ermenileri’ne ‘Biz de varız, yok olmadık’ demenin hikâyesi gibi vukubuluyor. Mıgırdiç Margosyan’ı işte asıl bu pencereden okumak gerek… Margosyan’ın vefatıyla bu toprakların çok şeyi kaybettiğinin altını özellikle çizmeliyim. Mıgırdiç Margosyan bir kimlik ve simgesel kişilikti. Diyarbakır Kitap Fuarı’na her geldiğinde en fazla kuyruğu, O’nun yer aldığı Aras Yayınevi standının önünde görürdünüz. Çünkü o, bu kentteki kimliğini gizlemek zorunda kalmış şahsiyetlerin bir nevi kimlik ifşası, kimlik varoluşu gibiydi adeta. İmza günlerine gelenlerin arasında kitabını imzalatırken biraz da kısı